Skip to main content

1976: "Üretilen Mallar İhraç da Edilmemektedir"

50 Yıl Sonra Bir DPT Raporunu Yeniden Okumak

Aray ARSU

 

"üretilen mallar ihraç da edilmemektedir."

"1963’te 12 işyeri üretim yaparken bugün bu rakkam 100'e ulaşmıştır."

"Bütün dünyada sabun ve deterjan sanayiinde faaliyet gösteren firma adedi azalmakta ve firma başına düşen ortalama üretim kapasitesi yükselmektedir."

“DDB yerine biyolojik bozulmaya uğrayan sentetik deterjan hammaddesi üretimi programlamalıdır.”


Bazı raporlar yalnızca yazıldıkları dönemi anlatır. Bazıları ise aradan elli yıl geçtikten sonra yeniden okunduğunda, ele aldıkları sektörün geçirdiği dönüşümü şaşırtıcı bir isabetle öngördüğü fark edilir. Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) yayımladığı Sabun ve Deterjan Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Raporu da bunlardan biridir.

1976 yılında, Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlıkları kapsamında DPT, kamu kurumları ve sektör temsilcilerini bir araya getirerek Sabun ve Deterjan Sanayii Özel İhtisas Komisyonu'nu oluşturdu. Komisyonun görevi, sektörün mevcut durumunu ortaya koymak, sorunlarını tespit etmek ve plan dönemine yönelik öneriler geliştirmekti. Ancak bunu yapmak sanıldığı kadar kolay değildi. O yıllarda sektörle ilgili güvenilir istatistiklere ulaşmak oldukça güçtü. Bu konudaki samimiyet, çalışmanın en kayda değer yönlerinden biridir. Komisyon, çalışmanın sınırlılıklarını açıkça ortaya koymuş ve sonuç bölümünde şu ifadeyi kullanmıştı: "Raporumuzun DPT tarafından hazırlanmış olan sektör çalışmaları modeline uygun olması için gerekli titizlik gösterilmiş olmakla beraber, zaman ve done noksanlıkları nedeniyle, bir kaç noktada yetersiz kalınmıştır." İşyeri sayıları, kapasiteler ve bazı değerlendirmeler ise komisyon üyelerinin bilgi ve tecrübesine dayanılarak hazırlanmıştı. Bütün bu sınırlılıklara rağmen çalışma tamamlanarak 1977 yılında yayımlandı. Elli yıl sonra okunduğunda, dijitalleşmenin sağladığı veri imkânlarının henüz bulunmadığı bir dönemde hazırlanan bu çalışmanın, hem sektörün mevcut durumunu doğru ortaya koyabilmiş hem de gelecek yıllara ilişkin bu denli isabetli tespitlerde bulunabilmiş olması başlı başına dikkat çekicidir.

Rapora göre, 1976 sonunda Türkiye'de 380 sabun ve 100 deterjan üreticisi faaliyet gösteriyordu. Komisyon, sektörü "…adeta halk san'atı hâline varmış" bir yapı olarak tanımlıyordu. Bununla, üretimin çok sayıda küçük, dağınık ve denetlenmesi güç işletme arasında bölünmüş olmasını eleştiriyordu. İstanbul'daki üreticilerin yalnızca yüzde 7-8'i büyük ölçekli işletme niteliği taşıyordu. Sektörün önemli bir bölümü ise, komisyonun ifadesiyle, haftada yalnızca "…5-6 tonluk bir kazan kaynatmak veya karıştırmaktadır." Bu ölçekteki üretim, sanayi üretiminden çok küçük atölye tipi işletmelere işaret ediyordu. Komisyon bu durumun "…maliyeti yükselten lüzumsuz güç, hammadde, sermaye ve vergi kaybına, sosyal güvenlik hizmetlerinin noksan ifasına ve kalite bakımından tüketicinin aldanmasına neden olduğunu" belirtiyor, " Ayrıca küçük işyerlerinden bilgi toplamak ve kontrol etmekte zorlaşmaktadır" diyordu.

Bununla birlikte, sektörün geleceği adına umut veren güçlü bir dönüşümün de başladığı, 60'lı yıllarda modern deterjan sanayiinin hızla geliştiği belirtiliyordu. 1963 yılında yalnızca 12 işyeri deterjan üretirken, 1976'ya gelindiğinde bu rakam 100'e ulaşmıştı. Bir yanda küçük ve dağınık üretim yapısı devam ederken, diğer yanda modern tesis yatırımlarıyla Türk temizlik sektörü yeni bir sanayileşme dönemine giriyordu.

Raporun dış pazarlara bakış açısı da çarpıcıydı. Bir yandan "üretilen mallar ihraç da edilmemektedir" tespitini yaparken, diğer yandan sektörün geleceği için şu uyarıda bulunuyordu: "Sektörleri dış pazarların rekabetine hazırlamak, devamlı surette prodüktiviteyi arttıracak gayretler sarfetmek gerekmektedir."

Aradan geçen elli yılda tablo tamamen değişti. İKMİB'in 2025 verilerine göre "Uçucu Yağlar, Kozmetikler ve Sabun" ürün grubunun ihracatı 2,33 milyar dolara, "Yıkama Müstahzarları" ihracatı ise 930 milyon dolara ulaştı. Toplam ihracatı yaklaşık 3,3 milyar dolara ulaşan sektör, bir zamanlar ağırlıklı olarak iç pazara üretim yaparken bugün dünyanın birçok ülkesine ihracat gerçekleştiren önemli bir sanayi koluna dönüştü.

Geleceğe ilişkin öngörülerinin bu denli doğru çıkması ise çalışmanın en güçlü yanlarından biridir. Komisyon, "Bütün dünyada sabun ve deterjan sanayiinde faaliyet gösteren firma adedi azalmakta ve firma başına düşen ortalama üretim kapasitesi yükselmektedir." tespitini yapıyor ve Türkiye'nin de bu yönde ilerlemesi gerektiğini vurguluyordu. Gerçekten de bugün rekabet firma sayısından çok teknoloji, kalite, verimlilik ve ölçek üzerinden şekilleniyor; çünkü büyüyen ölçek birim maliyetleri düşürüyor, düşen maliyet de teknolojiye ve kaliteye yatırım yapacak kaynağı yaratıyor.

Rapor, üstelik yalnızca üretim yapısı değil, ürünlerin geleceği de doğru okunmuştu. Çamaşır sabununun deterjan karşısında önemini kaybedeceği, toz ve özellikle likit deterjanların hızla yaygınlaşacağı; plastik ambalaj sanayiindeki gelişmenin de bu dönüşümü destekleyeceği belirtiliyordu. Bugün market raflarına bakıldığında bu öngörülerin büyük ölçüde gerçekleştiği görülüyor.

Komisyonun ileri görüşlü olduğu bir başka konu ise çevreydi. Komisyon, biyolojik olarak parçalanabilen deterjan hammaddelerine geçilmesini öneriyor ve şu öngörülü cümleyi kuruyordu: "Bugün için, bu konu, ciddi problemler yaratmamaktadır, fakat ileriki yıllar için tedbir alınması yerinde olur." Aradan geçen elli yılda sürdürülebilirlik, çevre dostu hammaddeler, karbon ayak izi ve döngüsel ekonomi sektörün en önemli gündem maddeleri hâline geldi. DPT'nin bu uyarısı, bugünden bakıldığında gerçekten uzak görüşlü bir öngörüdür.

Bu çalışmanın başarısı, sektörün sorunlarını doğru tespit edip doğru çözümler önermiş olmasıdır. Aynı dönemde Türkiye'nin nüfusu da ikiye katlandı; 1975'te 40 milyon civarında olan nüfus bugün 86 milyonu aştı. Sektör, bir yandan büyüyen iç pazarın ihtiyaçlarını karşılayabilir hâle gelirken, diğer yandan 3,3 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaştı. Bu dönüşüm, elli yıl önce kâğıda dökülen öngörülerin ne denli isabetli olduğunu gösteriyor. Elli yıl sonra bize düşen ise, aynı isabetle gelecek elli yılın sorunlarını bugünden görebilmek.

Aray ARSU